Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karsılaşırlar.
Arkadaşlık cevap verir "sen gittikten sonrabıraktığın gözyaşlarını silmek için....
Bütün sevdiklerinize ithafen şunları göz önünde bulundurun:Eğer bu sabah hastalıklı değil de sağlıklı uyanmış iseniz, bir hafta sonrasını göremeyecek olan bir milyon insandan daha şanslısınız.
Bir harp tehlikesi ile, işkence görmek ihtimali ile ve sağ kalma korkusu ile karsı karsıya değilseniz, 500 milyon insandan daha iyisiniz
Buz dolabınızda yiyeceğiniz,üzerinizde elbiseniz, başınızısokup uyuyabileceğiniz bir eviniz varsa, dünyadaki insanların çoğundan daha zenginsiniz.
Bankada ve cüzdanınızda para varsa, dünyanın en imtiyazlı % 8'i arasındasınız...
Anneniz, babanız sağ ise ve boşanmamışlarsa, siz bu dünyada nadir kişilerden birisiniz.
Bu mesajı okuyabiliyorsanız bu demektir ki; Birisi sizi düşündüve bunu gönderdi..Çünkü okuma yazma bilmeyen 2 milyar kişiden biri değilsiniz.
Paraya ihtiyacın yokmuş gibi çalış..Kimse seni üzmemiş gibi sev.. Kimse seni seyretmiyormuş gibi danset..Kimse seni dinlemiyormuş gibi şarki söyle..Cennet dünyadaymış gibi yaşa..
Her şey Gönlünce Olsun
Arkadaşım..
AKP adresleri karıştırdı... Giresun Şebinkarahisar'a "Sen İstanbul'sun büyük düşün" pankartları asıldı!
Can Dündar'ın dün vizyona giren 'Mustafa' filmiyle ilgili tartışmalar devam ediyor. Film önce sponsorluk tartışmalarıyla gündeme geldi, şimdi de senaryosuyla tartışılıyor. Filmi eleştirenler, Atatürk'ün kişisel yönlerinin çarpıtılarak verildiğini, sevenler ise cesurca ve farklı bir Atatürk yorumu olduğunu, söylüyorlar. Bu noktada; Atatürk'ün ölümünden 15 gün sonra dönemin İngiltere Büyükelçisi Percy Loraine'in Londra'ya özel bir kuryeyle gönderdiği ve üzerine " 40 Yıl Boyunca Açıklanmayacak" damgası vurulan mektubu yayınlıyoruz.İşte 'Mustafa' filmiyle ilgili yaşanan tartışmalara yeni bir boyut kazandıracak o gizli ibareli mektup: Telgraf No: 608İngiltere BüyükelçiliğiAnkara, 25 Kasım 1938Aziz Lordum,Size Mösyö Kemal Atatürk'ün ölümünü bildiren 194 sayılı telgrafı çok derin üzüntüler içinde sunmuştum. 2. Bu belgeye ek olarak, Büyükelçiliğimiz Müsteşarı tarafından hazırlanan ve Kemal Atatürk'ün geçmişteki kariyerini içeren belgeyi sizlere sunma onuru yanında, bu yazımda, Atatürk'ün yaptığı işleri övmekten çok, onun kişiliği ve bu ülke insanına ne ifade ettiği konusuna değinmeye çalışacağım. Hiç şüphesiz toplum bilimciler ve tarihçiler onun çalışma hayatı ve yaptıklarıyla ilgilenip ayrıntılı bir çalışma yapacaklardır. Ancak bunların çok azı, Atatürk'ün gerçek kimliğini öğrenmeden hazırlanacaktı r ki; onu tanımadan yapılacak değerlendirmeler kuşkusuz yanlış olacak ve yanlış yönlendirmelere neden olacaktır. 3. Bu bilginin toplanmasında, ben belki de ayrıcalıklı bir konuma sahiptim. Her ne kadar, rahmetli Cumhurbaşkanı ile çok nadir karşılaşmış olsam da, bu görüşmeler diğer diplomatik temsilciliklerinkin e nazaran daha sık ve daha uzun olmuştur. Bütün bunlar bir yana, görevimin ilk günlerinden itibaren Atatürk beni bir dost gibi görmüş, benimle görüşmekten memnun olmuş, görüşme fırsatı doğduğunda bundan hoşnut kalmış, karşılıklı konuşmalarımız esnasında ilgi ve dikkati asla azalmamıştır. Galiba, onun yeteneklerini ortaya çıkartan becerikli yaklaşımlarım vardı, bu yüzden olsa gerek görüştüğümüz konu hakkındaki fikirlerine ya da o konu ile ilgili sunduğu sonuca karşı çıktığımda benim bu tavrıma direnmezdi. Dolayısıyla, kendi özel kimliğini bana, diğer yabancılara gösterdiğinden daha fazla gösterdiğine inanıyorum. 4. Doğrudan edinilen tecrübelerimi sağlayan kişisel görüşmelerimiz dışında, onu çok yakın dostlarından ve hatta aramızdaki dostluğu gördükten sonra benimle onun hakkında konuşmaya hiç çekinmeyen Kabine'deki bazı Bakanlardan da birçok kez dinleme fırsatım oldu. 5. Atatürk'ün müstesna ve takdire şayan bir şahsiyet olduğunu söylemek pek bir şey ifade etmeyebilir. Ancak gerçekten müstesna ve takdire şayan bir kişiydi, neden bu niteliklere sahip bir şahsiyet olduğunu açıklamaya çalışmalıyım. 6. Sanırım bunu temelde "çift karakterlilik" olarak açıklayabiliriz. Bu ülkede nefret uyandıran ve yasaklanan H.C.Armstrong'un Grey Wolf (Bozkurt) adlı kitabını okuyan çoğu insan, çok yetenekli; inatçı bir enerjiye sahip, ancak insafsız, itici tavırları olan, serkeş mizaçlı, gem vurulmamış zevkleri, ahlak dışı ihtirasları olan; dahası, dostluğu tanımayan bir adamın portresiyle karşılaşmaktadır. Bu tesbiti doğrular görünecek kanıtları toplamak hiç de zor olmayacaktır; ancak şahsen ben, bir insanın bu şekilde tanıtılmasını tamamıyla yanıltıcı buluyorum.Gözle görülen bir dizi kural dışılığı sadece ayrı karakterlilikle anlatabileceğ ime inanıyorum. Sadece şu veya bu savaşı kazanarak, şu veya bu kanunu çıkararak, harf devrimi yaparak ya da fes giyilmesini yasaklamak veya ülkeyi laik kılarak değil, yüzyıllarca acı çekmiş, ruh karartıcı yönetimler yaşamış bir ırkın dehasına güvenerek, sadece artık kölelik çekilmemesi gerektiğine inandığı için çok sayıda kuvveti harekete geçirip, -bir insanın büyüklüğünün ve sıra dışı görüşünün kanıtı sadece iyiliği ile ölçülebilir- on beş yıl gibi kısa bir sürede bu insan bir çok iyi şey yapmıştır. Gerisi ayrıntıdan ibarettir; sadece dedikoducu zihniyetin üzerinde duracağı ancak bir tarihçinin gerektiği kadarını vereceği ayrıntılar. 7. Atatürk'ün dinamik enerjisi üzerinde durmama gerek yok, bu enerjinin dayanılmaz gücü, Türk ırkının tarihinde şimdiden önemli bir sayfa olarak yer almıştır. Ancak ben, pek bilinmeyen bir başka özelliğine değinmek istiyorum: Bu da; Atatürk'ün doğuştan gelen, belki de farkında olmadan tıpkı sütün kaymağını hemen ayıran aletler gibi, faydasızı faydalıdan ayırma yeteneğiydi. 8. Atatürk'ün tüm karakterinde veya en azından mevcut şeklinde, bazı çelişkilerle karşılaşılmaktadı r. İddia edilen acımasızlığı, onu tanıyanların çok iyi bildiği gibi, vatandaşlarına duyduğu sevgiyle uyuşmamaktadır. Tensel günahlar ve geçici ilişkilere duyduğu varsayılan zevklere karşın, toplumda kadının rolü kavramı, halk devrimlerinde en çarpıcı savunmayı ortaya koyduğu kadın hakları ve önemi ile bağdaşmamaktadı r. Zira bir iki sene içinde çokeşliliği yasal olarak ortadan kaldırmış ve istedikleri takdirde harem kadınlarına bile devletin liberal mevkilerinin açık olduğunu ortaya koymuştur. (Kimi zaman toplum içinde de olsa) özel hayatını tanımlayan ve göz ardı edilmiş resmiyeti, giyiminin kusursuzluğu, olağanüstü tavırları ve resmi görevlerdeki asaleti ile garip bir çelişki yaratmaktadır. Sadece bir kaç büyük adam daha rahat ve daha güvenli hissetmenizi sağlayabilir; sanırım yok denecek kadar azı da gerektiğinde sizi bu kadar rahatsız hissettirebilir. 9. Atatürk, Batı'da "yes-men " ve uzun süredir Türkiye'de "evetçi" olarak bilinen tarzdan hoşlanmıyor, bu tür insanları aşağılıyordu. Ahmak ve dalkavuklara tahammülü yoktu. Aslında belki de en çok sömürücüleri sevmez, açgözlüleri hor görürdü. Bir insanın onun için çalışıyor olması fikrine hoş bakmazdı. Kendisi zaten ülkesi, ırkı ve insanları için yaşıyor, onlar için düşünüp, onlar için çalışıyordu. Diğerleri bu şekilde davranmıyorsa, görevlerini yerine getiremedikleri kanaatına varıyordu. 10. Korkarım gelecek nesillere Atatürk bir diktatör olarak aktarılacak. Bunun yanlış olacağı kanısındayım. Hem savaşta, hem barışta evet o büyük bir liderdi -ancak gerçek bir diktatör değildi . Ne yazık ki ben, şimdiye kadar onu anlatabilecek diktatör kelimesine ait bir tanımımız olduğuna inanmıyorum. Ancak Hitler ve Mussolini'nin tersine, devlette idari veya yönetim fonksiyonu bulunmuyordu; af yetkisi yoktu; mahkemelere emir yetkisi yoktu; diplomatik misyon temsilcilerini reddetme hakkına sahip değildi. Bütün bu hususlara teknik gözle bakıp bir kenara iter ve tüm devlet meselelerinde onun isteklerinin hakim olduğu konusunda ısrar edebilirsiniz. Doğru,ancak daha çok o konudan sorumlu kişilerin onayının hakimiyeti şeklinde karşımıza çıkıyordu. Olayların gidişi, Atatürk'ün görüş açısının doğruluğunu, verdiği hükümlerin zekice olduğunu ve hata yapmadığını göstermiştir.Dolayısıyla sıkça fikirlerine başvurulması ve memnuniyetle bu fikirlerin uygulanmasını görmek pek de şaşırtıcı değil. Ancak onu Mussolini, Hitler veya Primo de Rivera gibi diktatörlerden ayıran belki de en büyük özellik, başından beri isteyerek ve çok emek sarf ederek, kendini yaşatacak bir sistem kurmaya çalışmasıdır.Atatürk'ten sonraki cumhurbaşkanı seçiminin sessizce hallolması ve ölümünden sonra kurduğu rejimin sakince sürmesi bir kriterse, evet başarılı olmuştur. 11. Atatürk'ün idrak gücünde esrarengiz bir yön vardı; küçük şeylere önem vermeyiş veya sinsi olamayışında üstün bir yön bulunuyordu; konsantrasyon gücü olağanüstüydü; şefkat ve ilgi bekleyen bilinçaltının etkileyici yanı belki de şuurlu amacının buz gibi dimdikliğinin bir başka parçasıydı. 12. Müslüman olarak doğmuş, ancak din karşıtı bir kişi olmuştu, doğruluğu sevmiş, günahtan nefret etmişti; işini iyi bilen, istidak sahibi bir askerdi, savaştan nefret ederdi. Bağımsızlığı elde ettiği andan itibaren barışın peşinde koşmuş ve barış ortamını sağlamayı başarmıştı. Türkiye'nin kaderini elleri arasına aldığından beri, Kemalist Cumhuriyet'in dostluk elini uzatmadığı ve aralarında Osmanlı Imparatorluğu'nun düşmanlarının da bulunduğu tek bir komşusu dahi yoktur. Uzatılan dostluk eli çoğunlukla tutulmuş ve sarf edilen çabalar sonunda ülkelerarası sürtüşme azaltılarak, doğunun bu bölgesinde daha geniş kapsamlı barış, dikkat çekici bir biçimde sağlanmıştır. 13. Kemal Atatürk yapılması gerektiğine inandığı şeyleri korkusuzca yerine getirmekten asla vazgeçmemişti.Hastalığının şiddetlendiği anlarda ölüme çok yakınlaşmış olsa bile, korku asla ne yüreğine ne beynine yerleşmeyi başaramamıştı.O, Türk Milleti'ne hizmet ederken öldü. Ölüm bile büyük zaferini ondan çalmayı başaramamıştır.İnsanlara hayatlarını, onur ve şereflerini ve insanca yaşama yolunu vermiş, belki de tüm bunlardan daha önemlisi bu haklarına sahip çıkmalarını sağlayacak bağımsızlığı tattırmıştır.Lordum, en derin saygılarımla, sizin en sadık ve en mütevazı hizmetkarınız olduğumu bildirmekten şeref duyarım. Percy Loraine
Günün birinde üç erkek ormanda yürürlerken karşılarına büyük ve >vahşi> > bir nehir çıktı. Ama erkeklerin, nehrin karşı kıyısına mutlaka > > geçmeleri gerekiyordu.> >> > Peki bunu nasıl başaracaklardı> >> > Birinci erkek dizlerinin üstüne çöktü ve Tanrıya dua etti > > Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ver > > Pppppfffffuuuuuffffff....> >> > Tanrı ona uzun kollar ve Güçlü bacaklar verdi> > Böylece nehrin karşı kıyısına geçebildi Ancak bunun için 2 saat >boyunca> > dalgalarla boğuştu ve neredeyse 3-4 kez boğulma tehlikesi geçirdi. >Ama,> > başarmıştı !!!!> >> >
> > > > HAYATTAKİ SEÇENEKLER> > > Sevgili Dostlar,> > > > > > Ne yapardınız?. ...kararı siz verin.> Komik bir cümle beklemeyin, çünkü yok.> Yine de okuyun.> Soru su: Ayni kararı siz verir miydiniz?> > > Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul için> bağış toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar> tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okulu ve kendini adamış> öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu:> > > 'Dışarıdaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa her şeyi mükemmel bir> sekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların> öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi> anlayamıyor. Oğlumda doğal olması gerekenler şeyler nerede?'> > > Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.> > > Baba devam etti. 'Ben inanıyorum ki, dünyaya Shay gibi fiziksel ve zeka> engelli bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme> fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde> kendini gösteriyor.'> > > Ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:> > > Shay ve babası bir gün parkta Shay'in tanıdığı birkaç çocuğun beysbol> oynadıklarını gördüler.> > > Shay sordu, 'Acaba oynamama izin verirler mi?'> > > Shay'in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını> istemeyeceklerini ama ayni zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o> çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul> edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu.> > > Shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla bir sey> beklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle> danışabileceği birilerine baktı ve sonra 'Su anda 6 sayı gerideyiz ve oyun> sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda> vurucu olarak sokmaya çalışırım' dedi.> > > Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir> gülümseme ile takım t-shirtini giydi.> > > Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar> oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci> turun sonunda Shay'in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 şayi gerideydi.> Dokuzuncu turun basında Shay eldiveni eline geçirdi ve sahaya sağ açık> olarak çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan> son derece mutluydu ve babasının ona tribünlerden el salladığını gördüğünde> yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.> > > Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takımı yine puan kazandı. Şimdi bütün> kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası> Shay'e gelmişti.> > > Bu noktada Shay'in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi> almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay'e sopayı verdiler. Herkes topa> isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa> vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.> > > Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir> kenara bırakarak Shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne> giderek yumuşak bir şekilde topu Shay'e doğru fırlattı. İlk topa Shay> zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı.> Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde> Shay'e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere> atıcıya doğru vurdu.> > > Oyun şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı. İlk kaledeki adamına> kolaylıkla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.> > > Ama atici topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım> arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı. Tribünlerdeki herkes ve iki> takımda bağırmaya başladılar,> 'Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!' Shay hayatında hiç bu kadar uzağa> koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaşkınlıktan büyümüş gözleriyle yere> çöktü.> > > Herkes bağırmaya devam etti, 'İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş' Nefes> nefese kalan Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye> geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı ... takımın en> küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci> kaledeki adamına atabilirdi ama top aticisinin niyetini anladığından o da> kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.> > > Herkes bağırıyordu, 'Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay'> > > Karşı takımdan birinin yardim ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle> Shay üçüncü kaleye koşabildi, 'Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!'> > > Shay üçüncüye gelirken diğer takımdaki çocuklar ve seyirciler ayağa> kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, 'Shay, hepsini koş! Hepsini koş!' Shay> hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes> tarafından alkışlandı.> > > 'O gün', dedi babası, gözlerinden yaslar aşağıya doğru süzülerek,> 'iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi> başardılar'.> > > Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış öldü. Bir kahraman olduğunu ve> babasını mutlu ettiğini, ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde> onu kucakladığını asla unutmadı.> > > Son NOKTA:> E-mail ile hiç düşünmeden binlerce fıkra yolluyoruz, ama hayattaki secimler> konusunda mesaj olduğunda insanlar tereddüt ediyorlar.> Bunu size yollayan kişi hepimizin bir farklılık yaratabileceğimiz inancını> taşıyor. Hepimizin her gün binlerce fırsatı olabiliyor 'doğal olan şeyleri'> gerçekleştirmek için.> > > Bilge bir adam bir zamanlar demiş ki:> her toplum, kendilerinden daha az şanslı olanlara nasıl davrandığıyla> değerlendirilir.> > > Simdi iki seçeneğiniz var:> > > Bu maili ;> > > > > > 1. Delete(Silmek)> > > > > > 2. Forward(iletmek)> > > > ----------------------------------------------------------
blog Layouts